Almanya'nın Göçmen Politikasının Gelişimi ve Gelecek Perspektifi
Post modern uluslararası ilişkilere geçiş sürecinde iki kutuplu dünyanın sona ermesinin akabinde Soğuk Savaş döneminde askeri teknoloji alanına yapılan yatırımların ulaşım, bilişim ve iletişim sektörüne entegre edilmesi, ulus devletler arası sınırların silikleşmesine ve kıtalar arası nüfus hareketliliğinin artmasına yol açtı.
Berlin Duvarı’nın yıkılması ile birlikte Doğu Almanya’nın başarısız devletçi kalkınma politikasının da olumsuzlukları, göçmenlere bakış açısını etkiledi. Tek bir toprak parçası içerisinde devlet sistemini tabandan tavana doğru olacak şekilde yeniden oluşturan Almanya, demografinin en önemli unsuru olan göçmenleri ise misafir işçi statüsünde değil toplumsal yapının asli unsurlarından biri olarak tanımlamaya başladı. Bu çerçevede, vatandaşlık politikalarının oluşum sürecinde “etnik ulus” (Volksnation) tanımının, Almanya sınırları içerisinde doğan tüm 2000 yılı sonrası doğum temelli vatandaş politikası ile dönüştürülmesi ‘etnik Alman’ modelinin daha kapsamlı bir sosyolojik tanımlama ile meşruiyet kazanmasını sağladı. Bu doğrultuda kendini yeniden organize eden devlet yapısı için en önemli faktör olan iş gücü ihtiyacının, sosyal uyum tanımlamalarının araçsallaştırılması sonucu göçmenlerle karşılanması küreselleşme politikalarının da etkisi ile Alman siyasetinin ve sosyolojisinin ana gündem maddesi konumuna geldi.[i]
Sosyal uyum çerçevesinde geliştirilen politikaların sosyolojik düzlemde uygulama süreci, birçok farklı kültürün hızlı entegre olma hedefi nedeni ile alt kültür çatışmalarına neden oldu. Alt kültür düzeyinde yaşanan çatışmaların özellikle tarihsellik perspektifinden yeniden yorumlanıp propaganda sürecine dahil edilmesi ise, uyum politikalarının kültürel boşluğunu ortaya koydu. Bu noktadan sonra ise Alman hükûmetleri, Almanya’da dünyaya gelen göçmen çocuklarının tek bir Almanya kültürel ve sosyal kimliği altında birleşmesi stratejisi doğrultusunda 2004 yılında kültürel vatandaşlık kavramı ile entegrasyona yeni bir perspektif kazandırdı.[ii]
Nükleer silahlanmanın her geçen gün ulus devletleri yok edecek boyuta evrilmesi sonucu sıcak çatışmaların yerine bölgesel/yerel aktörlerin çatışma içinde tutulması politikasının tercih edilmesi, küresel ekonomik sistemin de kısmi olarak sürdürülebilirliğini sağladı. Ancak küreselleşmenin ve ulus devlet sınırlarının silikleşmesinin de etkisi ile birlikte nüfus hareketliliğinin kontrol edilebilirliğinin oldukça zorlaşması, Kıta Avrupası devletlerinin de ulusal güvenlik stratejilerinde ve toplum kontrol mekanizmalarında birçok değişmelere yol açtı.
Arap Baharı’nın en yıkıcı aşaması olan Suriye İç Savaşı’nın meydana getirdiği kitlesel göçmen ve mülteci hareketliliği ise 2015 yılında Almanya’nın “hoş geldin kültürü” (Willkommenskultur) projesi adı altında yeni bir strateji geliştirmesini tetikledi. Özellikle 2015 yılı sonrası toplamda 23 milyonluk yaşlı bir nüfusa sahip olan Almanya, nüfus artış hızının da azalması sonucu küresel göç destinasyonu konumuna gelmiştir.[iii] Eş zamanlı olarak Orta Doğu’daki ve Rusya-Ukrayna arasındaki bölgesel çatışmaların enerji maaliyetlerini yükseltmesi, Çin’in sanayi üretimindeki artış hızında Almanya’yı geride bırakması ile birlikte Alman ekonomisini zayıflatması sonucu aşırı sağ hareketlerin ve Neo-Nazizmin güç kazanması da dikkat çekici olmuştur.
Almanya İçin Alternatif (AfD) gibi aşırı sağ partilerin göçmen karşıtı söylemlerle kamuoyunda önemli destek bulmasının son eyalet seçimlerinde meşruiyet kazanması, Almanya hükûmetini göçmen politikasının iş gücü ihtiyacını karşılama ve kalkınma modelinin başarılı olma hedefine yeni bir perspektif kazandırması gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu anlamda Alman hükûmetininin 2018 yılında çerçevesini genişleterek yeniden uygulamaya koyduğu Hoşgörü ve Demokrasi için Ulusal Program’ı(Nationale Aktionsplan für Toleranz und Demokratie), demokratik değerleri merkeze alan ve Alman toplumu ile göçmenlerin entegrasyonuna yeni model kazandıran önemli somut adım olarak ortaya çıkmıştır.
İlk somut adım olarak 2023 yılının Haziran ayında Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser’in öncülüğünde uygulamaya konan yeni yasa reformu sonucu, Almanya’da uzun süre ikâmet eden kişilerin Alman çalışma izni ve Alman vatandaşlığı alma konusunda erişim gücü artırıldı. Reform sonucu ikâmet süresi şartının sekiz yıldan beş yıla düşürülmesinin yüksek derecede uyum şartı ile daha da kısaltılmasının meydana getirdiği motivasyon, göçmenlerin Alman sosyolojisinde ve ilerleyen dönemlerinde Alman siyasetindeki gücünün artmasına kaçınılmaz olarak etki edecektir. Ek olarak çifte vatandaşlık hakkının da tanınması ile birlikte Alman ekonomisinin Çin ekonomisinin elinde bulundurduğu, sanayi kalkınması perspektifinden talebi karşılama gücünü yeniden kazanması hedefleniyor. Alt kültür düzleminde yaşanan etnosentrik çatışmaların da vatandaşlığın elde edilmesi ile zayıflatılacağı düşüncesi ve stratejisi Alman hükûmetinin gelecek dönemde de politika oluşum sürecinin merkezinde yer alması kaçınılmaz.
Ancak Alman ekonomisinin hızla kalkınma stratejisi ve kültürel-sosyolojik entegrasyonun güçlendirilmesi hedefinin yanı sıra çalışma izni ve vatandaşlık hakkının elde edilmesinin kolaylaştırılmasının Alman toplumu içerisinde AfD öncülüğünde aşırı sağ, şovenist ve milliyetçi oluşumları güçlendirmesi bekleniyor. Özellikle toplumda aşırı sağın yükselmesine paralel olarak, vatandaşlığı elde eden göçmen sınıfının Alman toplumu ile entegre olmak yerine paralel toplumları (Parallelgesellschaften) oluşturma potansiyeline sahip olmaları da Almanya’da göçmen toplumların temel hak ve özgürlüklerinde önemli tehditleri meydana getirmesi oldukça olası.[iv] 2021 yılında Die Welt’te yayımlanan raporun göçmenlerin Almanca dil kursu ve entegrasyon programlarına katılım göstermede isteksiz olduklarını ve kendi kültürel bölgelerinde topluma katılma süreçlerini devam ettirmeye çalıştıklarını ortaya koyuyor. 7 Ekim 2023 yılında başlayan ve küresel siyasi sistemde önemli çatlaklar meydana getiren İsrail-Filistin krizinin de Avrupa'ya taşınması ile birlikte ek olarak Almanya’da yeni paralel toplumlar (Parallelgesellschaften) oluşumunun güçlendirilme olasılığı, Alman hükûmetinin gelecek dönemde sosyal uyum ve entegrasyonun korunmasına yönelik politikalara daha fazla ağırlık vereceğini gösteriyor.
Muhammed Enes Danalıoğlu
Göç Ve Diaspora Vakfı
[i] Triadafilopoulos, Triadafilos, and Karen Schönwälder. “How the Federal Republic Became an Immigration Country: Norms, Politics and the Failure of West Germany’s Guest Worker System.” German Politics & Society, vol. 24, no. 3 (80), 2006, pp.12 JSTOR, http://www.jstor.org/stable/23742736. Accessed 7 Nov. 2024.
[ii] Münz, Rainer and Ralf E. Ulrich. “Immigration and Citizenship in Germany.” German Politics and Society 17 (1999): pp.5
[iii] Laubenthal, B. (2019). Refugees Welcome? Reforms of German Asylum Policies Between 2013 and 2017 and Germany’s Transformation into an Immigration Country. German Politics, 28, pp.418
[iv] https://www.welt.de/politik/deutschland/plus243782209/Berlin-Wie-Parallelgesellschaften-die-Hauptstadt-zerfleddern.html (Son Erişim Tarihi: 7 Kasım 2024)
Yazarın diğer yazılarına göz atmak için tıklayınız.